Demokratik Teknoloji ve Uber

Teknolojide hayatımızdaki servislerde yaratılan değişimden bir çoğumuz haberdar. Uber’in de yarattığı, ve tüketiciyi söz sahibi kılan teknoloji, günlük hayatımızda nasıl bir demokrasi yaratıyor?

İstanbul’daki taksicilerin Uber’e karşı 9 Ekim’de gerçekleştirdikleri eylemi bir çoğunuz duymuştur, haberlerde görmediyseniz bir şekilde bu konudan Ekşi Sözlük’te yazılan entry’lerin sosyal medyadaki paylaşımlarından haberdar olabilirsiniz— ki sabah yolda bu entry’leri okurken sık sık halkın taksiye söylediklerini duydukça içimden gülümsediğim oldu. İstanbul’u iyileştirmek için götürülmesi gereken üç şeyin taksi, minibüs ve beton olduğunu biliyoruz. Kötü insanlar ve taş insanlık için bir fayda yaratmıyor, mutsuzluk yaratıyor, bizim mutluluğa ihtiyacımız olduğu yerde.

Her taksi Çiçek Taksi olsaydı, şu an taksilere bakış açımız böyle olur muydu dersiniz?

Velhasıl, bu entry’ler arasında gezerken gözüm üzüldüğüm bir entry’ye çarptı. Bir Ekşi Sözlük yazarı, kötü bir Uber deneyiminden bahsetmiş— tamamen haklı şekilde. Bu konuyu ele alırken, uygulamanın mekaniklerinden ve orada da kötü deneyimler yaşanabileceğinden bahsetmiş — ki yine yerden göğe kadar haklı bir tespit. Hizmetin olduğu ve insanın bu hizmeti sağladığı her yerde kötü hizmet, kötü müşteri deneyimi her zaman potansiyelini elinde tutan bir kavram, dolayısıyla her gün kötü hizmetler alırken, kötü deneyimler yaşıyoruz.

Ama Uber ile taksi, yeni ekonomi ile eski ekonomi arasında büyük bir fark var. Üstelik bu fark her gün derinleşiyor, sadece biz hayatımıza giremediği için görmüyoruz.

Uber’de yaşadığınız kötü deneyim ile takside yaşadığınız kötü deneyim, otelde yaşadığınız kötü deneyim, farklı bir yerde yaşadığınız kötü deneyim bir değil — bunun sebebi tabi ki insan temel alan sistemlerin kötülüğü ve yozlaşması olsa da, ana nokta, size bir ses sağlayacak bütünleşikliğe (integrity nasıl çevirilir?) sahip olmaması. Ama, Uber bu bütünleşikliğe sahip — tıpkı AirBnB, Hepsiburada, Ekşi Sözlük ve daha bilimum teknoloji şirketinde olduğu gibi.

Demokrasi Nedir?

Bu konuda biraz anlatmadan önce, demokrasinin ne olduğu noktasında mutabık olalım istiyorum. Derler ya, ‘planda mutabık olmadan, literatürde mutabık olun’ diye, bu şekilde ilerleyeceğim. Hemen TDK’ya göz atalım.

Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.

Demokrasi, siyasette daha çok gördüğümüz için, bize siyasi bir olgu gibi gelse de, aslında siyasetin de anlamında olduğu gibi, tüm alanlarda kendini gösteren bir anlama sahip. Sadece bir ülkenin yönetiminden bahsetmiyor, aslında yönetebildiğimiz en büyük platform olan Dünya’daki her uygulamanın (kıta, ülke, bina, mobil uygulama) içinde olan kullanıcılarının (bağlama göre vatandaş, uygulama kullanıcısı, daire sahibi) düşüncelerine göre kararların şekillendiği bir alan. Dünya’yı nasıl bir çok bağlamda doğrudan değiştiremeyip içeriğini, iş yapış şeklini, kişilerini değiştirebiliyorsak, dijital dünyada da durum bundan ibaret. Dünya’da bir bina dikebiliyoruz, hammadde çıkarıp işleyebiliyoruz ama kıtaları yerinden oynatamıyoruz — umuyoruz ki.

Bu bağlamda Uber’e bakacak olursak, Uber’in mobil uygulamasında hangi özellikleri geliştireceğine demokratik etki edemesek de, Uber’in iç çalışmasında aktif rol oynayabiliyoruz. Nasıl mı? Literatüre biraz daha devam edelim.

Pazar Alanları (Marketplace)

Pazar alanları hakkında Türkçe kabul edilen ortak bir anlam bulmak zor. Ancak bu noktada yine geleneksel ve dijitalin birleştiği o ufak delikten baktığımızda, çok da gelenekselden farklı bir yapısı yok. Nasıl MİGROS’ta, BİM’de, A101’de markalar bize kanallar aracılığıyla ulaşıyor, nasıl Kapalı Çarşı’da Anadolu menşeili üreticiler, ithalat yapan ufak firmalar belli tüccarlar aracılığıyla ulaşıyor, dijital kanallarda da hizmet sağlayıcılar ile hizmet ihtiyacı duyanlar bir firma ya da şahıs, platformlar üzerinde bir araya geliyor.

Her pazaralanı eşit değil, burada da MİGROS ve bir halk pazarı kıyası yapabiliriz. Belediye bir halk pazarı kurar ve dileyen üretici ya da aracılar, bu halk pazarında satış üzerinden komisyon karşılığında ürünlerini sergileyebilirler. Farklı olarak, bir marka MİGROS’a girmek için hem bir para öder, hem de satıştan pay verir.

Velhasıl, burada dijital platformlardan örnek verecek olursak, Gittigidiyor’da mağaza açmak ve ürün koymak ücretlidir, ancak Uber sistemine dahil olmak tamamen ücretsizdir. Sizin hizmetinizi platform üzerinden birisi talep eder, siz hizmeti sağlarsınız, platform üzerinden size ödemeniz gerçekleştirilir ve bir komisyon alınır. Tıpkı belediyenin halk pazarı gibi.

Pazaralanlarının daha bir çok kriteri daha bulunuyor, ödeme tipi, fiyatlandırma, çalışma mekaniği, doğrulama gibi kriterler — ancak şu an bu baz detay devam etmemiz için yeterli.

Demokratik Teknoloji

Pazaralanlarında demokratik kısmın genellikle serviste verilen esneklik olduğunu söylemiştim. Bu ne demek? Basitçe, memnun kalmadığınız bir ürün ya da bir servis olduğunda, bunu dile getiriyorsunuz ve ürün ya da servis diğer tüketiciler tarafından tercih edilmemeye, ya da platform dışına gitmeye sebep oluyor — ya da platform yöneticileri tarafından bu ürün/bu servis sağlayıcı platform dışına atılıyor. Bu da bir tercih ekonomisi yaratıyor ve bu ekonomi kimin başarılı kimin başarısız olduğunu, yine kimlerin sundukları kalite belirliyor. Ne ekersen, onu biçersin.

Bunun en büyük örneği, haftada bir kaç kez yemek siparişi verdiğimiz Yemeksepeti’ndeki restoranlar. Diğer kullanıcıların düşük verdiği restoranlar, puanı görece yüksek olan restoranlara göre alt tercihlerimiz arasında oluyorlar.

Geleneksel platformların en büyük handikapı da bu.
Yozlaşmış sistemlerde ‘ne ekersen, onu biçersin’ kuralı göz ardı ediliyor. Saat 7–8’den sonra inşaatlar kontrol edilmeden devam ediyor, taksiciler geceleri sizi götürürken bira içiyor, kısa mesafe yolcu almıyorlar. Peki kim biçiyor? Kimse biçmiyor, biz de biçmiyoruz.

Teknoloji bize bu alanda güzel yanlarını sunuyor. Burada iki güzel örnekten bahsetmek istiyorum, bir tanesi Argüman.org, diğeri ise Buffer. Uber’den zaten bahsedeceğiz.

Argüman.org — Tüm Kararlar Toplulukta
Argüman’ı buraya eklememin ana sebebi, oldukça özgün bir yapıya sahip olması. Kısaca Argüman, insanların tartışmak istedikleri argümanları ortaya attığı, kullanıcıların da argümanlar üzerine ‘çünkü’, ‘ama’ ve ‘ancak’ yapılarını kullanarak bu argümanı tartıştıkları bir argüman tartışma platformu. Peki bu yapıyı demokratik kılan şeyler neler?

  1. Öncelikle, Argüman.org açık kaynaklı bir platform ve GitHub platformu üzerinden ürün geliştirme istekleri alıyor. Bu sayede, Argüman’da hangi özelliklerin geliştirileceği konusunda tüm kullanıcılar kendi görüşlerini belirtebiliyor.
  2. Diğer yandan, içerikler hakkında yorumlar yapabiliyor, siz de bu alanda söz sahibi olabiliyor, doğru olmadığını düşündüğünüz bir içerik hakkında yorumlarınızı dile getirebiliyorsunuz.

Buffer — Topluluk Ürün Yöneticileri ile Etkileşimde
Buffer örneği Argüman’dan biraz daha farklı. Argüman açık kaynaklı bir platform iken, Buffer ticari bir firma. Buffer’ın güzel yanı ise, kendi ürünlerinin geliştirme aşamalarında tamamen şeffaf olmaları ve bu konuda devamlı geri bildirimler alıyor olmaları. Bu sayede platform kullanıcıları ekibin ne üzerinde çalıştıklarını görebiliyor, bu konuda yorum yapabiliyor — söz sahibi olabiliyor. Buffer’ın bu ürün haritasını şeffaf kıldığı açıklamasına Buffer Blog’daki yazıdan, ürün haritasına ise TRELLO’daki yapılarından göz atabilirsiniz. Bu TRELLO board’unda Buffer ekibinin geliştirme fikri olarak aldıkları her özelliği oylayabiliyor, kararda söz sahibi olabiliyorsunuz.

Bu uygulamaların sunduğu demokrasiyi iyi veya kötü diye ayırmak malesef mümkün değil. Burada kapital kaygı gütmesi, ya da servisin hitap ettiği kitleye göre mekanikler değişiyor— bu yüzden yorumlarımızı kendimize saklayalım. Bununla beraber, tüketicinin tüketici olarak konumlandığı bazı noktalarda Henry Ford’un ‘daha hızlı atlar’ benzetmesi güncelliğini koruyan bir kaide.

Uber Demokratlığı

Evet, artık literatürde aynı noktadayız. Şu an bu bilgiler bize yargılayabilecek, ölçüp tartabilecek bir düzlem sunuyor. Öncelikle, teknoloji demokratlığı asla mükemmel deneyimi ilk seferde ya da her seferde vaadetmez. Bu insanın varolduğu sistemlerde malesef mümkün değildir, çünkü doğamız gereği, insan olarak duygusal tepkilerimiz var.

Onun vaat ettiği şey, her gün kalibre kalibre yükselen ve topluluğun kolektif bir şekilde düzgün geri besleme kanallarını kullanarak artırdığı müşteri deneyimidir. Peki bu Uber için ne anlama geliyor?

Business Insider UK — http://uk.businessinsider.com/leaked-charts-show-how-ubers-driver-rating-system-works-2015-2

Uber, müşteri memnuniyeti konusunda servis sağlayıcılarına olabildiğince sert davranıyor. Her yolculuğunuz sonrasında, yolculuk ettiğiniz Uber sürücüsünü oyluyorsunuz, kriterlere göre başarı seçimi yapıyorsunuz ve oyunuz Uber sürücüsünün ortalama puanını etkiliyor. Eğer bir sürücünün puanı 4.6’nın altına düşerse, sürücü deaktive ediliyor ve belli bir süreç içine girmeden bir daha Uber içerisinde servis veremiyor. Bununla beraber, her önüne gelen de, Uber sürücüsü olamıyor. Öncelikle sicil kontrolünden geçmeniz, ehliyetiniz konusunda belli validasyonlara tabi tutulmanız gerekiyor. Hala taksiden farkını sorguluyor muyuz? O zaman bir diğer noktaya geçelim.

Biz Uber’in servis tüketicisi olduğumuz için bize ana nokta az önceki durum gibi geliyor — ama bir diğer nokta, aynı zamanda sürücülerin de yolcuları oylayabilmesi durumu. Yolculuk sonrası siz de sürücü tarafından oylanıyorsunuz ve bu durum da sizin puanınızı etkiliyor. Uber’de bir kaç yolculuk sonrası neden araç bana gelmiyor diye düşünenlerimiz olabilir — bu durum Uber’in bir araya getirmedeki kötü mekaniği değil, sürücülerin sizin puanınızdan dolayı sizi almak istememesi olabilir. Sürücüler de bu platformun farklı yönden tüketicileri, ve onlar da bu demokratik platformda kendi tercihlerini yapabiliyorlar. Quora’daki ‘What happens if your Uber passenger rating gets too low?’ sorusuna Uber sürücülerinin cevaplarına göz atmanızı öneririm.

Uzun lafın kısası.

Ekonominin merkezi sistemlerin elinde olacağını düşünmek, veri ve uygulama kaosu yaşadığımız bu dönemde oldukça güç. İnternet ve mobil, ekonomiyi hiç olmadığı kadar özgürleştirdi ve bu alandaki tekil oyuncu sayısını artırdı. Ekonomi demokratik platformların elinde şekillenecek, tabi ki hakeden tüketicilerin elinde. ABD’de Uber’in kaliteli bir hizmeti tüketiciler ile buluşturabilmesinin ana sebebi, toplumun taksici kalkışmalarında Uber’in yanında olmalarından dolayı kaynaklanıyor.

Peki Türkiye’de durum ne?
Taksileri, dolmuşları, büyük yatırımlar ile yönetimin yozlaşmış bir şekilde koordine ettiği sistemleri kim seviyor?

Hiçbirimiz sevmiyoruz.
Sevenler ise taksicilere yönelik üretim yapan firmalar, plaka sahipleri, ve bazı orta adamlar. Sıkıntı, bizim bu olaylarda sesimizi yükseltmememizden kaynaklanıyor. Ufak bir güruh sesini yükseltiyor, ama ben burada ve Ekşi Sözlük’te görüşlerimi yazmak dışında bir şey yapmadım.

Türkiye’de Uber dışında bu demokrasiyi yaratmaya çalışan firma yok mu? Var, deneyip devlet sınırlamalarından dolayı bir süre acı çekmiş SecureDrive gibi girişimler de, belki şu küçük teknoloji girişimi ekosistemimizde çok büyük işlere imza atabilmiş, belki mafyalar tarafında yüzlerce defa tehdit alıp buna devam etmiş gibisi de var BiTaksi ekibi gibi.

Uber her ne kadar arabası olan herkesi sisteme dahil edip bir geri besleme döngüsü ile burada demokrasiyi getirmiş olsa da, BiTaksi taksiler bazında bu demokrasiyi yıllardır yapmaya çalışıyor. Evet, kötü deneyim BiTaksi’de de yaşanabiliyor, tıpkı taksiler veya Uber gibi, ama her gün deneyimlediğimiz taksi ağına kıyasla bunun yüzdesi nedir ki? Şu makalede Uber’in getirdiği bazı güvenlik iyileştirmelerine göz atabilirsiniz.

Dün kendi sorumluluklarını eksik yerine getirdikleri durumda BiTaksi’ye destek olmadıysak, bugün Uber’in Türkiye pazarına girmek için yaptığı çalışmalar karşısında taksi cemiyetleri ve taksiciliği kontrolü altında tutan kişiler tarafında yaşanan baskıda yanlarında olmayıp hareket etmiyorsak, bu servislerin başarısız olma ihtimaline karşın bir şey yapmamışız demektir. Girişimlerin, ya da teknoloji firmalarının yapabilecekleri, kritik büyüme oranlarına kısıtlıdır, bu yapabilme kısıtını genişletmek yine iyi deneyim isteyen halka düşüyor — ya da yasada gri alan bulabilen girişimlere.

Teknolojik demokrasi tüketiciler istemedikçe bu topraklara gelmeyecek. Geldiği zaman ise daha kaliteli hizmetleri kendi içimizde daha cesur yaratabilmeye başlayıp, daha güzel işler ortaya çıkaracağız. Bugün bu teknolojik demokrasi üreten bir çok girişim var, üstelik hepsi ya halihazırdaki işleyişleri yasadışı olan ve takip edilemeyen, ya da işin şans eseri olduğu alanlarda faaliyet gösteriyorlar.

EvdekiBakıcım, BiTaksi, Scotty, MutluBiEv ve daha bir çoğu.

İyi çalışan kötü çalışan sistemler olabilir ama, bu işler güzel çıktılar için gece gündüz çalışıp hayatımızı daha iyi hale getirmeye çalışan insanlar tarafından gerçekleştiriliyor. Onların ana gayeleri bu; üretmek, insanların hayatlarına etki etmek onların ruhunu doyuran bir aktivite.

Keşke hepimiz üretken olsak.
Üstelik bulunduğumuz çağda bu kadar kolayken.


Unutmadan, On-demand Economy (nam-ı diğer talep ekonomisi) hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz, Kadir Has Üniversitesi’nde 2016’da gerçekleştirdiğim sunuma göz atabilirsiniz.

https://medium.com/@caglarbozkurt/future-of-work-talep-ekonomisi-sunum-7afb75be1552


Neler hakkında yazıyorum? Girişimler, ürün tasarımı, teknoloji odaklı gözlemler, pazarlama ve talep ekonomisi. Eğer paylaşımlarımı takip etmek isterseniz, beni Medium’dan ya da Twitter’dan — @ThisIsCaglar — takip edebilirsiniz.

Published by Çağlar

Entrepreneur, marketing professional. Seeking new adventures.

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.