İblisler Efendisi #1

Çöl, kuru havası ve sapsarı görünümüyle insanı delirtmeye yetecek garip bir güzelliğe sahipti. O sarı görüntünün üzerinde bir insan belirdi. Saniyeler sonra o insan, dizlerinin üzerine çöktü ve yere yığıldı.

“Sultan buna çok sevinecek. Gözlerini açıyor, sakin olun şokta olabilir.” dedi doktor gülerek.

“Ne-Neredeyim ben ?”

“Fas’tasın, Sultan Kahremun’un şehrindesin.” dedi doktor tebessümle. Velean’ın çevresine insanlar toplanmış, hepsi büyük bir merakla Velean’ın neler diyeceğini merak ediyorlardı.

“Şans eseri kafilemiz geçerken sana rastladı ve bayıldığın yerden aldık. Neyse ki sana bir şey olmadı. Şimdi iyisin değil mi?” dedi doktor bir onay bekleyerek.

“Evet iyiyim sağol. Bu kadar insan neden başımda bekliyor?”

“Elindeki izden dolayı. Bir Trompen olmalısın?”

“Sizin halkınız ona ne diyor bilmiyorum ama eğer kastettiğin sıkıştırma ve ayrıştırma yeteneği ise evet o bende var sanırım.”

Velean’ın bunu demesiyle birlikte çevresindeki insanlar yavaşça dağıldı ve gelen iki muhafız Velean’ı kelepçeleyerek onu bir sedye ile saraya doğru yola koyuldular.

“Beni neden saraya götürüyorsunuz?” diye sordu muhafızlara Velean. Ancak cevap gelmedi. “SİZE TEKRAR SORUYORUM, BENİ NEDEN SARAYA GÖTÜRÜYORSUNUZ?” diyerek tekrarladı, sinirlerini kontrol etmekte zorlanıyordu. Genişleyen kılcalları yüzünü ve vücudunu gitgide daha da kızıllaştırıyordu. Konuşmayı kesti, gözlerini kapadı ve çölde tahriş olmuş ayaklarını birbirine çarpması ile bir patlama oldu.

Sıkıştırma gücü yıllar önce insanların keşfettiği bir şeydi. Simyadan daha önce var olan bir şeydi. Simya da sıkıştırma ve ayrıştırmanın -Trompeni- biraz gelişmiş haliydi. Trompeni’de havayı, nesneleri, var olan her şeyi-metafizik harici- sıkıştırarak şekillendirebiliyor ya da içindeki elementlere hükmedip onları kendi taleplerine göre kullanabiliyorlardı. Sıkıştırma işaretlenmiş iki uzvun birbirine kavuşturulması ile yapılıyordu. Velean da ellerini kullanamayacağı bir durumda çaresiz kalmamak için ayaklarını da işaretletmişti. Havadaki azotu uzaklaştırdı ve patlama… Oksijen yanıcı özelliğini göstermişti. Şans eseri refakat eden muhafızlar acemilerdi. Oluşan karmaşadan hızla kaçtı ve ara sokaklara doğru koşmaya başladı.

***

Yollar düz değildi, dikkatsizce yerleştirilmiş biçimsiz taşlardan oluşuyordu. Baş parmağında büyük bir acı hissetti, ayakkabısı yoktu ama ihtiyacı da olmuyordu bu gibi durumlar dışında. Çünkü güneyde yaşayan hobbit toplulukları gibi Velean’ın ırkı olan Morinler’in de ayaklarının altında bir kaç santimetre kalınlığında kıl tabakası vardı. Yollar gitgide daha da bozulmaktaydı. Belli ki Fas’lılar yol mimarisine pek önem vermiyorlardı. Yapılara gelince, şu ana dek görmediği kadar büyük yapılar ile karşılaşmıştı. Belki de yüzlerce pencereli Sultan köşkü, şehrin en büyük yapısıydı. Ayağının takılmaması ve sendelememesi normaldi çünkü büyüdüğü Nijerya’da da yolların pek düzgün olduğu söylenemezdi. Kaçmaya alışkın olması da bir avantajdi elbette. Ancak bir sorun vardı, ayrıştırmada ve savaşmada ona yardımcı olan palaları yerlerinde yoktu. Palalar hastanede alınmış olmalıydı. Bir sorun daha vardı, elleri hala kelepçeliydi. Aniden önüne bir adam fırladı:

“Beni takip et, kelepçelerinden kurtulmana yardım edeceğim.” dedi yabancı.

“Başka çarem yok sanırım, hadi hızlı ol da izimi bulamasınlar.” dedi ve yabancıya uyarak koşmaya devam etti. Labirenti andıran ara sokakların birinde durdular. Yabancı ellerini yere yapıştırdı ve simya ile gizli bir geçidi ortaya çıkardı. Geçide indikleri zaman yabancı ellerini tekrar dayadı ve yolu eski haline getirdi. Bu o kadar iyi bir işti ki üzerinden geçen muhafızlar yolun simya ile değiştirilmiş olduğunu anlamadan devam etmişlerdi. Uzun yollardan geçtikten sonra geniş bir hol ile karşılaştılar. Ve yabancı burada durup odalardan birine geldi. Velean bir açıklama bekliyordu. Yabancı kısa bir süre sonra yanında bir havlu ile geldi ve havluyu Velean’a uzattı. Velean elleri kelepçeli olduğundan alamadı. Yabancı güldü ve söze girdi.

“Kendimi tanıtmama izin ver, ben Querox, Luerdo üyesiyim. Giysinden anladığım kadarıyla sen de öylesin. Ben olmasaydım bu şehirde sana yardım edecek başkası çıkmayabilirdi, bu sebeple kendini şanslı saymalısın.” dedi. “Sizi selamlıyorum Usta Querox, adınızı Nijerya’da birçok ustadan duymuştum, sizin huzurunuzda bulunmak benim için büyük bir şeref. Benim adım da Velean.” dedi Velean.

“Bende olan bir eşyan var.” Dedi ve kemerinde asılı iki palayı Velean’a doğru fırlattı.

“Çok iyi işlenmişler, Nijerya yapımı gibi durmuyorlar.” dedi Querox.

“Fas yapımı, kenarına dikkat etmemenize şaşırdım. Bu sohbet uzamadan kelepçelerimi çıkartmanızı istesem saygısızca davranmış olur muyum?”

“Elbette hayır Velean, aslına bakarsan ben de tam onları çıkartmayı düşünüyordum. Ellerini havaya kaldır ve aralarında boşluk bırak.” Dedi Querox.

Velean ellerini Querox’un söylediği konuma getirdi ve beklemeye başladı. Querox konsantre oluyordu, ellerini birleştirdi ve bir anda gözlerini açtı. Gözlerinden oldukça parlak bir ışık yayılıyordu. Işığın geçmesi ile bir anda kelepçeler yandı ve tek parça halinde yere düştü.

“Ustam, yolda yaptığınız şey, beş kademe simyaydı değil mi?” dedi Velean.

“Nijerya’da boş durmamışsın sanırım ha?”dedi Querox.

“13 yıl kalınca haliyle bir çok şey öğrendim ustam.” dedi Velean.

“Öncelikle usta demeyi bırak, bu sohbetimizi aşırı resmileştiriyor. Querox dersen rütbemde pek bir değişiklik olacağını sanmıyorum, ve de emin ol saygısızlık etmiş olmazsın. Buraya neden geldin Velean, seni Nijerya’dan Sahra’yı geçip Fas’a gelmeye iten şey neydi ?”

“Var olduğu söylenen bir tapınak. Büyük iblis Kalrec’in cesedinin ve cübbesinin bulunduğu tapınak.”

“Kalrec… İhanet edip Şeytan’a dönen ilk Simyacı. Eğer o olmasaydı şu an böyle bir Dünya’da yaşamıyor olabilirdik, yani daha iyi bir Dünya’da yaşıyor olabilirdik demek istiyorum. Peki neden arıyorsun bu tapınağı ?”

“Kalrec’in Şeytan’a ruhunu satmadan önce yaptığı araştırmaya ve cübbesine ihtiyacım var.”

“Ne araştırması? Kalrec’in bir araştırma yaptığını duymamıştım. Ve de şu cübbe, ona neden ihtiyacın var?”

“Nijerya kralı uğursuz Lamek’i ve ordusunu alt etmek için.”

“Tanrı aşkına Velean, iblisleri çağırmayı düşünmüyorsun değil mi ?”
“İlk başta sadece simyamı daha güçlü kılsın ve büyü gücümü biraz daha artırsın diye istiyordum. Ancak araştırmalarım sonunda iblis çağırma gücünün de bu cübbeyi taşıyana verildiğini öğrendim. İblislerin büyük yardımı olacağı kanısındayım.”

“Peki araştırma, Kalrec ne hakkında araştırma yapıyordu ?”

“Troller. Kalrec Troll çağırmanın yolunu bulduğuna inanıyordu. Ancak bunu deneyemeden öldürüldü.”

“Troller… Devasa boyuttaki güçlü yaratıklar. Peki bu tapınağın nerede olduğunu düşünüyorsun?”

“Ülkenin batısında. Ülkenin batısında bulunuyor, yani yazıtlardan öğrendiğim kadarıyla.”

Başaramayacak, dedi Querox içinden. Peki ya başarırsa, ya başarır da gücü onu kötü şeyler yapmaya tahrik ederse? En iyisi konseyi bu konu hakkında bilgilendirmek, diye düşündü Querox.

“Yolun açık olsun Velean, ne yazık ki şimdi gitmek zorundayım. İçeride biraz yiyecek var, istersen bir kısmını alabilirsin, nasılsa önünde uzun bir yol var. Şimdi bol şans diliyorum.”

Velean’a cevap verme şansı tanımadan ellerini yere dayadı ve odanın zemininden aşağı doğru hızlıca gitti.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.